KAYDIR

arrow_downward

Blog

GÖKKÜŞAĞINDAN KARABURUN REÇELLERİ

Karaburun’a giderseniz, sakin ve salaş kahvaltı mekanlarından birini ziyaret etmelisiniz. Sabah sakinliğinde, büyük şehirlerde şahit olamayacağınız kuş cıvıltısıyla paketlenmiş huzuru sunuyor bu mekanlar. Deniz yeli suratınıza çarparken, sıcak havada hafif bir kahvaltıyla da mideniz şenleniyor.

Karaburun’da ege mutfağına özgü bir kahvaltı sofrası bekliyor sizi. Zeytin yağlı peynirler, yöreye özgü hurma zeytini, kopanisti ve kelle peyniri, köy ekmeği, reçeller tüm bunlar Karaburun’a özgü lezzetler ama benim en çok dikkatimi çeken ise reçeller oldu. Gökkuşağından reçeller sunuluyor tabağınıza. Yerli halk her şeyden reçel yapmış diyebilirim. Limon, portakal, turunç, acı biber, karanfil, karabaş otu, enginar, incir, nergis, sümbül, domates… Renklerden hem gözleriniz kamaşıyor hem de ağzınız sulanıyor. İsimlerini ilk kez duyduğunuzda tadından şüphe etmemek elde değil. bu şüphe sizi birazcık tatmaktan alıkoyuyor ama kesinlikle tattığınızda ne kadar lezzetli olduğunu anlıyorsunuz. Hatta ben misafirlerime renkli kahvaltı masaları kurmak için her birinden birer kavanoz almayı ihmal etmedim buradan ayrılmadan önce yanıma. Karaburun’da tatil yaptığınızda el işleri ve reçel yapmayı öğreten butik çiftlikler bile var. Gerçekten farklı bir deneyim olabilir.

Bundan çok seneler önce hayatımda ilk kez domates reçeliyle karşılaştığım zamanlardan bahsediyorum. “Nasıl ya domatesin reçeli mi olur?” diye söylenmiştim. Çünkü domatesin reçeli olmazdı. O sulu sulu yanağına tuzu bandırıp yemelikti, şekerle yakışmazdı. Buna fazlasıyla emindim o zamanlar. Benim gibi katı damak tadı olan birinin bu düşünceyi aşması tabii biraz zaman aldı. Asla gidip bir domates reçeli almazdım çünkü. Velhasıl, domates reçeliyle ilk kez aynı sofrayı paylaştığımda aslında benim soframda yeri olması gerektiğini anladım. Eğer siz de bu reçelleri yeni duyduysanız ön yargılı olmanız normal yine de tadına bakmadan yargılamamak faydalı. Her tat her insana hitap etmese de bu reçellerin lezzetlli olduğu konusuna hemfikir olacağımıza eminim.

Karaburun kendi sankinliğinde her şeyden uzak bir cennet koyu. Oradan uzak kaldığım zamanlarda, hep bu rengarenk reçellerle bezeli, deniz kokulu sabah kahvaltılarını hatırlayıp hem biraz hüzünleniyor hem de dinginleşiyorum. Sağlığınıza, gözünüze, kulağınıza, kalbinize hitap eden şehirler azdır. Gökkuşağından reçeller sunanını ise hiç görmemişsinizdir.

5 Haziran 2017 Pazartesi

BENZER YAZILAR

TÜRKİYE’de BALIKÇILIK

Son zamanlarda yapılan araştırma ve kazılarından elde edilen bulgulara göre atalarımızın ataları balık avında kemikten oltalar kullanmışlar. Hayvan kemiklerinden elde edilen bu güçlü oltalar neredeyse balıkçılığın tarihini bize hatırlatacak kadar eski. Muhtemelen çok daha öncesinde insanlar ucu sivriltilmiş odun parçalarını ya da ağaç kabuklarından elde ettikleri ağ ya da sepetleri bu iş için kullanıyorlardı ancak zaman geçtikçe kullanılan teknikler tam olarak değişmese de geliştirildi. Bazı bölgelerde milattan önceki yıllarda çiftlik balıkçılığı yapılıp balık çiftlikleri oluşturulduğu da biliniyor. İlerleyen yıllarda teknolojinin gelişmesiyle insanların yaratıcılığı sayesinde farklı yöntemler de geliştirildi.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

EGE’DE OT MEVSİMİ

Ege denince akla masmavi bir deniz, beyaz Rum evleri, balık… huzuru yansıtacak ne varsa akla önce onlar gelir. Burnunuza deniz kokusu değer aklınızda bu düşünceler varken. Hele sebzeleri, meyveleri zeytinyağıyla bir oldu mu damağınızı şenlendirir. Eee bir de Ege otların memleketi.. Baharda ne tarafa dönseniz yeşile çalar. Bir de bu otların kavurması yapılır, ekşilemesi yapılır, turşusu yapılır… Yapılır da yapılır. Hepsinin tadı da damağınızda kalır.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

EGE AŞIĞI ŞAİRLER ve YAZARLAR SERİSİ-1

Bizler onu en çok “Halikarnas Balıkçısı” takma adıyla tanıyoruz. Aslında tek takma adı bu değil. Sürgün yıllarında kullandığı takma adı Hüseyin Kenan, bunun dışında Musa Cevat ve M.C takma adlarını kullandı. En azından bilinenler bunlar. 1890’da güzel Rum kenti Girit’te doğdu. Hayatının ilk yıllarını Atina’da, ilkokul yıllarını Büyükada’da ve lise yıllarını İstanbul’da geçirdi. Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra Oxford Üniversitesi’nde Tarih bölümünü bitirdi. İtalyan bir hanımla evlenip bir süre İtalya’da ikamet etti. Oradaki yıllarında resim öğrenimi gördü.

10 Temmuz 2017 Pazartesi
Tüm yazıları görüntülemek için tıklayınız.