Login

Register

Login

Register

EGE AŞIĞI ŞAİRLER VE YAZARLAR SERİSİ-I

EGE AŞIĞI ŞAİRLER VE YAZARLAR SERİSİ-I

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Bizler onu en çok “Halikarnas Balıkçısı” takma adıyla tanıyoruz. Aslında tek takma adı bu değil. Sürgün yıllarında kullandığı takma adı Hüseyin Kenan, bunun dışında Musa Cevat ve M.C takma adlarını kullandı. En azından bilinenler bunlar. 1890’da güzel Rum kenti Girit’te doğdu. Hayatının ilk yıllarını Atina’da, ilkokul yıllarını Büyükada’da ve lise yıllarını İstanbul’da geçirdi. Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra Oxford Üniversitesi’nde Tarih bölümünü bitirdi. İtalyan bir hanımla evlenip bir süre İtalya’da ikamet etti. Oradaki yıllarında resim öğrenimi gördü.

Yapamayacağını anlayınca İstanbul’a döndü, gazete ve dergilerde yazmaya başladı. O dönem ailesi büyük bir ekonomik buhrana kapıldı Afyon’a aileden kalma çiftliğe yerleşti. Afyon’daki çiftlikte birgün babası ve Cevat Şakir ateşli bir tartışma yaşadılar. Şayet mübalağa değil ateşli olması. Bu tartışma sonunda Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla babası vefat etti. Cevat Şakir 15 yıl kürek cezasına mahkum oldu. Sonraki yıllarda ilerleyen verem hastalığı sebebiyle erken salıverildi.

Geçimini karikatür, dergi kapağı çizerliği ve öykü, gazete, köşe yazarlıklarından kazandığı parayla idame etmeye çalışırken -ki dergi kapak tasarımını Türkiye’ye kazandırmış kişi olur kendisi “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” öyküsünün askeri kışkırtma amacıyla kaleme aldığı iddiasıyla İstiklal Mahkemesi’nce yargılanıp idama mahkum edildi. Kılıç Ali Paşa’nın emriyle cezası sürgüne çevrildi ve Bodrum’a gönderildi. Sürgünün bir yılı aşkın dönemini burada geçirdikten sonra yeniden İstanbul’a döndü. Fakat bir kere aklına Bodrum düşmüştü.

Sürgün yıllarından sonra Bodrum’un eski adı olan Halikarnas adını kullanmaya başladı. Lakabı Halikarnas Balıkçısı olmuştu. Kendini buralı hissediyordu artık. Bodrum’a yerleşti. Buradan ayrı yaşamayacağını artık nefesinin bodrum olduğunu farketti ve 1926 yıllarından sonra burada yazdığı deniz öyküleriyle tanındı. Bu öykülerin oluşmasında en büyük katkılarından biri bugün lugatımıza kazandırdığı “Mavi Yolculuk” oldu. Karanın sıkıntısından bunaldıklarında arkadaşlarıyla birlikte mavi yolculuğa çıkarlar. Şimdiki mavi yolculuk gibi öğeler ve ihtiyaçlar içermeyen bu yolculuklarda yanlarına sadece rakı, beyaz peynir ve tütün alırlardı. Radyo ya da kitap bile içermeyen bu yolculuklarda sohbet esastı. Açılırlar ve dünyanın yükünden uzaklaşırlardı. Ege’nin maviliğinde kaybolurlardı. Bir sonraki şair ya da yazarda kaybolmak üzere…